
Partner seçimi hepimiz için farklı şekillerde gerçekleşir fakat değişmeyen tek bir şey vardır ki oda yaptığımız seçimlerin psikolojik temellerinin olduğudur. Bir ilişkide neyi aradığımız, nasıl bir insan ile birlikte olmak istediğimiz, ilişkinin türünün nasıl olmasını arzuladığımız, ilişki kurma biçimimizin nasıl şekilleneceği… Tüm bunların hepsi geçmiş çocukluk deneyimlerimizden tutun bulunduğumuz yaşa kadar edindiğimiz psikolojik deneyimler sonucu öğrendiğimiz bilgilere göre şekillenir. Temelde “neden o kişi?” Sorusunun cevabı kalbimizin derinlikleri ile psikolojimizin de derinliklerinde yatar. Birisi ile ilk tanıştığınız anda hissettiğiniz o güçlü çekimin aslında sadece fiziksel bir çekimden ibaret olmadığını söylesem benzerlik etkisi, çocuklukta öğrendiğimiz ilişki dinamikleri, güven ihtiyacımız ve bağlanma stilimizin şekli her biri hissettiğiniz bu güçlü çekimin bir açıklayıcısı olabilir.
Bilinç düzeyinde verdiğiniz kararların arkasında bilinçaltınız da var olan bilgilerin ne kadar etkili olduğunu fark edebildiğiniz bir yazı olmasını diliyorum.
Çekimin Psikolojisi?
Bağlanma Teorisi
Hayata gözlerimizi ilk açtığımız andan itibaren bağ kurduğumuz ilk nesne anne figürüdür anne ile aramızda oluşan derin bağ, benlik kavramının oluşumu, kendimizle kurduğumuz bağ olarak devam eder. Hem kendimizle hem dışarısıyla kurduğumuz bu bağ ömür boyu bize eşlik edecek ilişki bağlarını oluşturur. Oluşan bu bağlanma stili değişmez demiyorum tabi ki fakat değiştirmeden önce nasıl bir bağlanma stiline sahip olduğumuzu fark etmek önemlidir. Bağlanma stilleri güvenli ve güvensiz olarak ikiye ayrılırken güvensiz bağlanma stili de kendi içinde ayrılmaktadır; kaygılı- kaçınan- savunmacı ve birbiri ile eş bir şekilde kombine olarak şekillenir. Güvenli bir bağlanma sağlıklı ilişkinin en temel ögelerinden birisidir. Ebeveynleri ile güvenli bir bağlanma geliştiren birey ilerleyen yıllarda partner ilişkilerinde de güvenli bir bağlanma geliştirebileceği kişiyi seçebilmektedir fakat eğer bağlanma stilini güvensiz- kaygılı- kaçınan- savunmacı bir şekilde geliştiren birey yine aynı şekilde ilişki kurabileceği partnerleri seçme eğilimi içinde olacaktır. Bağlanma stilinizi daha iyi anlayabilmek için sizi yormayacak harika bir kitap tavsiye edebilirim “Işığın Yolu” kitabı size hem bağlanma stilinizi bulmayı hem kendi içsel yolculuğunuzu yaparak ilişkileriniz içindeki kendiniz hakkında sorgulamalar yaptırabilecek bir kitaptır. Özetle Partner seçiminde bağlanma stilimizin işleyişi ve bilinçaltı kodları oldukça önemlidir. Sanılanın aksine birini ilk gördüğünüz anda küt küt kalp çarpması yaşamanız, midenizde kelebeklerin uçuşması, bacaklarınızın titremesi o kişinin doğru kişi ya da âşık olduğunuz kişi olduğunu göstermez bu noktada vücudunuzda oluşan tepkimeler size geçmişte yaşadığınız ve sizi oldukça kaygılandıran, güvensiz hissettiren bir ilişki dinamiğinin hatırlatıcısı olarak gelir ve vücudunuzda savaş veya kaç tepkisine hazırlanır. Eğer karşılaştığınız kişi ile beraberken vücudunuz sakinleşiyor daha dingin daha huzurlu ve daha sakin hissediyorsanız bu sağlıklı bir ilişki kurabileceğiniz bir bireyle karşılaştığınızın habercilerinden birisidir.
Benzerlik ve Tamamlayıcılık
Ortak bir mizah anlayışı, ortak değerler, hayata bakış açınız, yaşam standartlarınız, hayattan beklediğiniz şeyler, kültürel yapı, dini görüş ve değerler benzerlikler sınıfı içerisinden birçok kavramı konuşabiliriz tüm bu yapılar aslında partner seçiminde ve etkilenme düzeyinde oldukça etkili bir alanda yer almaktadır. Siz çok dinginsinizdir o çok hareketlidir ya da ikinizde lider konumundasınızdır fakat ilişki içine bu yansımıyordur. Biriniz çok duygusal biriniz çok sezgisel olabilirsiniz ya da bir taraf çok kaygılıyken diğer taraf daha realist olabilir işte bu özelliklerde zıtlık gibi görünse de sağlıklı bir ilişkide tamamlayıcı faktörler olarak karşımıza çıkar. Önemli olan kavramlardan birisi ise partnerinizin sizi var olan potansiyelinizden daha iyi bir versiyonunuza ulaşabilmeniz adına destekleyici bir şekilde yaklaşıp yaklaşmamasıdır. Benzerlik ve tamamlayıcı faktörlerin çoğu destekleyici olmaktadır.
İlk izlenim ve Biyolojik Çekim?
Karşılaştığımız kişi ile ilk birkaç saniye içerinde ilk izlenim mesajlarını alırız. Beden dili, ses tonu, gülümsemesi, göz teması hepsi bilinçaltımıza hızlı mesajlar gönderir. Burada aldığımız mesajlar çoktan aslında bu kişi güvenli ya da değil mesajını bize vermiştir. İçgüdüsel hissettiğimiz bu hisler aslında bilinçdışımız da saklı olan kodların bilinç düzeyine iletilmiş bir mesajıdır. Bilim insanları, insanların bağışıklık sistemleri birbirinden farklı kişilere daha fazla çekildiğini vurguluyor yani onun kokusunu sevdim dediğiniz noktada genetik uyumunuzun bir işareti olabilir. Bu bölüm için denilebilir ki mantıklı bir kısımdan değil iç güdüsel hissedilen şeylerden bahsedebiliriz beynimizin ve bedenimizin bize olan mesajıdır.
Değerler ve Uyumluluk
Hayata bakış, yaşam tarzı, problem çözme yaklaşımı, empati, iletişim biçimi, problem çözme yaklaşımı değerlerin işlenme biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada süreç ne kadar benzer işliyorsa uyumluluk o kadar artmaktadır. Ortak değerler, ilişki içi karar alma süreçlerini kolaylaştırırken, çatışma çözümünü de daha işlevsel hale getirir. Empati, iletişim becerisi ve duygusal olgunluk gibi faktörler, değer uyumunun davranışsal yansımaları olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda, partner seçiminde bireyin yalnızca duygusal yakınlık değil, aynı zamanda bilişsel ve değer temelli bir uyum arayışı içinde olduğu söylenebilir.”
Rasyonel zihin vs. Kalbin sesi
“Partner seçimi sürecinde birey, çoğu zaman rasyonel düşünme süreçleri ile duygusal eğilimleri arasında bir denge kurma zorunluluğu hisseder. Duygular, bireyi hızlı ve içgüdüsel bir biçimde yönlendirirken, rasyonel düşünme süreçleri bu eğilimleri değerlendirme ve dengeleme işlevi görür. Bu nedenle, birey partner seçerken yalnızca ‘kalbinin sesini’ değil, aynı zamanda geçmiş deneyimlerini, kişisel hedeflerini ve yaşam koşullarını da dikkate almalıdır. Sağlıklı bir seçim, duygusal bağ ile bilişsel değerlendirme arasında kurulan denge sayesinde mümkündür.”
Seçimlerimizin bizi şekillendirmesi
“Partner seçimi, bireyin kim olduğunu, neye ihtiyaç duyduğunu ve geçmişinden hangi izleri taşıdığını anlaması açısından önemli bir aynadır. Bu süreç, yalnızca bir ilişki kurma deneyimi değil, aynı zamanda öz-farkındalığı derinleştiren bir psikolojik öğrenme alanıdır. Birey, seçimleri aracılığıyla kendi değer sistemini, güven algısını ve yakınlık kapasitesini yeniden tanımlar. Dolayısıyla, partner seçimi yalnızca dışsal bir tercih değil, içsel bir gelişim sürecidir. Psikolojik açıdan bakıldığında, kişi kimi seçtiği kadar, o seçimle birlikte nasıl bir değişim sürecine girdiğiyle de tanımlanır.”
Klinik Psikolog Merve Musaoğlu