
Hayatımızın bir noktasında hepimizin aklına gelen bir soru vardır:
“Ben gerçekten değerli miyim?”
Bu soruya verdiğimiz cevap, yalnızca anlık bir düşünceden ibaret değildir. Kendimize dair inancımızı, ilişkilerimizi, seçimlerimizi ve hatta hayattan aldığımız doyumu doğrudan etkiler. Birçok kişi bu soruya “başarılarımla, sahip olduklarımla ya da başkalarının beni sevmesiyle değerliyim” yanıtını verir. Oysa ki psikoloji bize, değerin bu kadar koşullu olmadığını gösterir.
Değer, Varoluştan Kaynaklanır
Psikolojik açıdan “değerli olmak”, yalnızca dışarıdan alınan onaylarla açıklanmaz. Her birey, doğduğu andan itibaren eşsizdir ve tek başına varlığıyla değer taşır. İnsan olmanın, hissetmenin, sevebilmenin ve hayal kurabilmenin kendisi bile bir değerin göstergesidir.
Çocukluk Deneyimlerinin Etkisi
Değer duygusu, büyük ölçüde erken çocukluk döneminde şekillenir. Çocuk, bakım vereninin gözlerinde kendisini gördüğünde “ben önemliyim” mesajını içselleştirir.Eğer koşulsuz kabul, sevgi ve şefkat görürse, yetişkinlikte de öz-değer duygusu güçlü olur. Fakat sevgi koşula bağlanmışsa (“başarılıysan sevilirsin”, “usluysan önemlisin”), birey ileriki yaşamında da kendini sürekli kanıtlama ihtiyacı hisseder.
Değerimizi Belirlemeyenler
Çoğu kişi şu yanılgıyı dile getirir:
“Daha çok başarırsam değerliyim.”
“Sevilirsem değerliyim.”
“Hata yapmazsam değerliyim.”
Oysa ki bunların hiçbiri değerimizin ölçütü değildir. Başarısızlık yaşamak, sevilmediğimizi hissetmek ya da hata yapmak insan olmanın doğal parçalarıdır. Hiçbi ri öz-değerimizi azaltmaz.
Kendine Şefkat: Değerin Anahtarı
Psikolojik danışmanlık sürecinde sıkça üzerinde durulan bir konu da öz-şefkattir. Kendi ihtiyaçlarını fark etmek, yorulduğunda dinlenmeye izin vermek, hata yaptığında kendine anlayış göstermek… Bunların hepsi değerli olduğunu hatırlatmanın yollarıdır. Kendi içimizde geliştirdiğimiz bu sağlıklı ilişki, dışarıdan gelen onaydan çok daha kalıcıdır.
Yazan: Psikolog Ceylin Kahya